Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Maruz kaldığımız onca adaletsizliğe rağmen Avrupa Birliği, stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ankara büyükelçileri ile toplantıda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının satır başları şöyle;

Geleneksel tehditlerin yanı sıra salgın hastalıklar, tabi felaketler, iklim değişikliği, terör gibi asimetik meydan okumaya maruz kaldık. Küresel fay hatlarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gördük. Son asrın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen bu salgında, yardımlaşma, paylaşma gibi değerler geri plana itilirken pek çok ülke içine kapanmayı tercih etti. Salgının 8,5 milyarlık insanlık ailesini birbirine yaklaştırmak yerine toplumlar arasındaki uçurumu derinleştirdiğini görüyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: AB stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor

Küresel sisteme, demokrasiye, sosyal barış ve istikrara risk oluşturan bu tehditlerden hiç bir ülke azade değildir. Bu olumsuz iklimden Avrupa Birliği de etkilenmiştir. Brexit süreci ile alevlenen tartışmalar salgınla birlikte yeni bir boyuta taşındı.

Bu durum pek çok önemli konunun geri plana itilmesine yol açtı. Ortak göç politikası oluşturulması, İslam düşmanlığı başta olmak üzere pek çok kemikleşmiş sorun karşısında kayda değer hiç bir adım atılmadı. Objektif bakabilen herkes AB’nin karşı karşıya olduğu tehditlerin aşılmasında anahtar ülkenin Türkiye olduğunu görmekte, ikrar ve itiraf etmektedir.

“Avrupa Birliği tarafından beklediğimiz karşılığı göremedik”

Kritik dönemeçte Türkiye ve Avrupa Birliği’nin ilişkilerini her alanda ileriye taşıması daha da önem kazanmıştır. Birlikle münasebetlerimizi daha sağlam bir zemine oturtmak istedik.. Katılım perspektifi temelinde olumlu gündemin hayata geçirilmesi maksadıyla diyalog ve diplomasiden yana çaba gösterdik. Üst düzey ziyaret ve temasların yanısıra, iklim, güvenlik, göç ve sağlık alanlarında yüksek düzeyli diyalog güvenlik toplantıları gerçekleştirdik. Attığımız tüm bu adımlara üzülerek ifade etmek isterim ki Avrupa Birliği tarafından beklediğimiz karşılığı göremedik.

Gümrük Birliğinin güncellenmesi başta olmak üzere bu olumlu gündemi hayata geçirmemek için bize karşı oyalama taktikleri uygulandı. Siyasi hesaplarla tam üyelikten kaynaklanan haklarını kötüye kullanan kimi ülkelerin bu süreçte engelleyici şekilde davrandıkları ortadadır. Ancak, asıl üzerinde düşünülmesi gereken Birliğin çıkarlarının bir kaç üye ülkenin ihtiraslarına kurban edilmesidir. Esas hesaplaşılması gereken Birliğin iradesinin bir kaç devlet tarafından esir alınmış olmasıdır. Türkiye’nin tam üyelik sürecindeki, kararlı, dirayetli, sabırlı tutumuyla birlik içindeki tabiri caizse yazılım hatalarının da görülmesine katkı sağladığına inanıyorum.

Mevcut krizler çözülmedikçe göç baskısının azalması mümkün değildir. Göç krizi derinleşerek devam edecektir. Türkiye olarak politikamızı bu hakikatler ışığında değerlendiriyoruz. Türkiye’nin terörden arındırdığı bölgelerde bugün 4 milyonun üzerinde Suriyeli hayatını idame ettiriyor. Gerek PKK/YPG/PYD’nin gerekse rejimin saldırılarına rağmen bu insanlar kendi topraklarında kalarak hayatta kalması mücadelesini veriyor.

“Türkiye olmasaydı hem Suriye hem de Avrupa çok farklı bir manzarayla karşı karşıya kalacaktı”

Şayet, Türkiye’nin olağanüstü çabaları olmasaydı bugün hem Suriye hem de Avrupa çok farklı bir manzarayla karşı karşıya kalacaktı. Gayretlerimiz olmasaydı göç krizi daha fazla derinleşecek, can kayıpları artacak, terör daha da azacak, istikrarsızlık çok daha geniş coğrafyaya yayılacaktı.

Yine 500 bine yakın Suriyeli misafirimizin evlerine gönüllü ve güvenli dönüşünü sağlamış olmamızda ülkemizin bir diğer başarısıdır. Türkiye Avrupa Birliği’nden anlamlı bir destek alamadı. Suriyelilerin terörden arındırılmış bölgelere dönüşüne yönelik çalışmalarımız desteklenmedi.

Burada bir kez daha altını çizerek belirtmek isterim ki, göç konusunda bizim Avrupa Birliği’nden beklentimiz sadece adil yük ve sorumluluk paylaşımından ibarettir. 18 Mart Mutabakatının göç yönetimine ilişkin boyutu güncellenmediği sürece bu alanda derinlikli bir iş birliğinden söz etmek mümkün değildir. Yine bu süreçte geri itme hadiselerine ve göçmenlere yönelik uluslararası hukuku ayaklar altına alan uygulamalara son verilmesi şarttır. Özellikle basına da yansıyan Ege’deki müessif olaylarla ilgili Avrupa’dan daha vicdanlı daha yürekli sesler yükseltmesini bekliyoruz.

“Avrupa Kıtasının bir parçası olan Türkiye, AB’ye tam üyelik hedefine bağlıdır”

Önümüzdeki dönümde vize serbestisi ve gümrük birliği konularında ilerleme kaydetmemiz gerekiyor. Vize serbestisinde üzerimize düşen görevi zaten yerine getiriyoruz. Vize serbestisi turizm ve ticaret yanında Türkiye’nin tam üyelik önündeki önyargıların kırılmasında önemli bir adım olacaktır. Müzakerelerin başlatılması bir çok konuda uzlaşmanın yolunu da açacaktır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ortak menfaatimizdedir. Avrupa Kıtasının bir parçası olan Türkiye, AB’ye tam üyelik hedefine bağlıdır.

Birlik içi dayanışma bahanesinin ardına sığınılarak Türkiye-Avrupa ilişkilerinin sabote edilmesinin önüne geçilmelidir. Bunun için de bazı üyelerin Türkiye ile problemlerini Birlik koridorlarında çözmeye çalışmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Yunanistan ile doğrudan ve yapıcı diyalogla aramızdaki meseleleri halledeceğimize inanıyorum.

“Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin tescil edilmesi çözümün önünü açacaktır”

Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik 50 yıldır devam eden müzakere süreçlerinin neden başarıya ulaşmadığı hepinizin malumudur. rumlar kendilerini adanın tek sahibi gören, Kıbrıs Türklerini yok sayan zihniyetinden kurtulmalı. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin tescil edilmesi çözümün önünü açacaktır. Maalesef AB, körü körüne Rum tarafının sözcülüğünü yaparken, aynı coğrafyanın ayrılmaz parçası olan Kıbrıs Türklerinin haklarını hukukunu görmezden geldi. Avrupa Birliği’nin 2022 yılında stratejik miyopluktan kurtularak Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde daha cesur davranmasını ümit ediyoruz.

20 yıllık zaman diliminde Avrupa’da sayısız lider, Cumhurbaşkanı, Bakanla görüştüm konuştum. Tam üyelik yolunda attığımız adımların nasıl engellendiğini, ülkemizin nasıl bir çifte standarda maruz bırakıldığını gördüm. Maruz kaldığımız onca adaletsizliğe rağmen Avrupa Birliği, stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor. Nitekim bu yönde gayret göstermeye devam ediyoruz.

Paris İklim Anlaşmasını onayladık. Sıfır emisyon hedefimizi ilan ettik. Avrupa Yeşil Mutabakatı Eylem Planımızı yürürlüğe aldık.

Son 20 yılda ülkemize tahsis edilen toplam 9,2 milyar euroluk Avrupa Birliği fonu sayesinde 900’e yakın büyük ölçekli proje gerçekleştirildi.